İEDG: SAVAŞA HAYIR! MÜLTECİLERLE KARDEŞLEŞMEYİ VE DAYANIŞMAYI GÜÇLENDİRELİM

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, İdlib’de devam eden çatışmalar ve büyüyen mülteci krizine ilişkin bir basın toplantısı gerçekleştirdi.

DİSK Ege Bölge Temsilciliği’nde gerçekleştirilen basın toplantısında İEDG adına açıklama Büro Emekçileri Sendikası İzmir Şube Başkanı Mustafa Güven tarafından yapıldı. Açıklamasında, İdlib’de bir bataklığa saplanıldığına işaret eden Mustafa Güven, “Siyasi iktidarın, Suriye’ye yönelik yıllardan beri süren ve saklama gereği görmediği alt emperyal hevesleri, sonunda beklenen noktaya geldi ve Türkiye, cihatçı çeteleri savaşına vekil atama aşamasından, Suriye’ye karşı bizzat taraf olma aşamasına geçti. AKP’nin, başlıca iki emperyalist güç olan ABD ile Rusya arasında dönemsel olarak gidip gelen dış politika çizgisinin yolu, yıllardır öngörüldüğü üzere nihayetinde bataklığa çıkmıştır” diye konuştu. Güven, açıklamasını şu şekilde sürdürdü:

“İdlib’e yönelik saldırının başladığı ilk günlerden beri bölgeden gelen görüntüler, TSK mensubu askerlerin Türkiye ve birçok ülke tarafından “terör örgütü” ilan edilen, daha dün Kayseri’de bir üyesi gözaltına alınan Heyet Tahrir El-Şam (HTŞ) ile birlikte hareket ettiğini, HTŞ üyesi cihatçı teröristlerin, ülke emekçilerinin alınterinden kesilen vergilerle alınan askeri teçhizatı kullandığını gösteriyor. TSK ile birlikte savaşan cihatçıların içinde, başta 10 Ekim Ankara Garı katliamı olmak üzere insanlığa karşı sayısız suç işleyen IŞİD’in eski üyelerinin de bulunduğu iddialar arasında. ‘Emevi Camii’nde namaz kılmak’ amacıyla yola çıkanlar, ülkenin gençlerini ve kaynaklarını amaçları için heba etmekteler. İdlib’deki çatışmalarda daha şimdiden MSB’nin açıklamalarına göre 50’den fazla gencimiz yaşamını yitirirken savaşın birkaç günlük maddi boyutu ise milyarlarla ifade edilmekte. Yurt dışı kaynaklarca ise saldırılarda ölen askerlerin sayısının 100’den fazla olduğu iddia ediliyor. Bu konuda da kamuoyundan gerçeklerin saklandığı şüphesi yaygın.

Bunlar yaşanırken, hepimizin şahit olduğu üzere, siyasi iktidar savaş mağduru mültecileri Batı ülkelerine karşı bir koz olarak kullanırken, buna en çok Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemlerinde şahit olmaktayız. Avrupa Birliği ülkeleri karşısında bulduğu her fırsatta bir tüccar edasıyla mültecilere fiyat biçen, maddi ve stratejik isteklerine ulaşmak için mülteci sopasını sallayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün ‘kardeşlerimiz’ dediği mültecileri bugün bir baskı unsuru olarak Avrupa ülkelerinin sınırlarına dayanmaya zorluyor. Hükümet kanadından yapılan ve mültecilerin Yunanistan ve Bulgaristan tarafına geçişlerine göz yumulacağını belirten açıklamalarla, batı sınırlarımızda ve denizlerimizde insanlık tarihinin en utanç verici görüntülerine şahit olmaya başladık. Daha iyi bir yaşam umuduyla Avrupa’ya geçmeyi amaçlayan Suriyeli, Afganistanlı, Pakistanlı, İranlı ve daha birçok ülkeden on binlerce mülteci, buldukları her türlü araçla sınırlara akın etti. Medya, saraydan aldığı talimatla canlı yayınlarına botlara binen mülteci görüntülerini aktarırken, insan kaçakçılarına sıradan birer ticaret erbabıymış gibi mikrofonlar uzatıldı. Yaşananlara paralel olarak, çeşitli illerden başta Suriyeliler olmak üzere, mültecileri hedefleyen ırkçı saldırı ve linç girişimleri haberleri gelmekte. Bu saldırıların, Türkiye’nin ‘pazarlık’ gücünü arttıracak şekilde mültecileri sınıra gitmeye zorlamak adına ‘çeşitli kesimlerce’ teşvik edildiği ve desteklendiği, bunlara göz yumulduğu kaygısı taşımaktayız.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri olarak çağrımız tüm yurttaşlaradır: ‘Savaşa hayır’ demenin bile yasaklandığı, insanlıktan giderek uzaklaşılan şu günlerde hepimizin üstüne düşen en önemli görev, barış talebini daha yüksek sesle dillendirmektir. Savaş ve yıkım politikalarıyla geleceğimizi karartanlara dur demek, iktidarın ekonomik ve toplum yaşamına yönelik politikalarından kaynaklanan birçok sorunda günah keçisi olarak işaret edilen, oysa Türkiye’nin de aralarında olduğu çok sayıda ülkenin emperyal heveslerle sürdürdüğü savaşın sonucu ve kurbanı olan mültecilerle kardeşleşmeyi ve dayanışmayı güçlendirmektir.”